Posterior fossa, kafatasının arka-alt bölümünde yer alan ve beyinciği (serebellum) ve beyin sapını barındıran bölgedir. Çocukluk çağı beyin tümörlerinin en sık yerleşim yeridir. Beyincikteki bazı hücreler normalde kontrollü şekilde bölünürken, bu düzen bozulduğunda gereğinden fazla çoğalmaya başlar ve tümör oluşur. Bu süreç çoğu çocukta sporadik olarak, yani kendiliğinden gelişir; altta yatan bir genetik hastalık bulunmaz ve ailenin yaptığı ya da yapmadığı hiçbir şeyle ilişkili değildir.
Çocuklarda posterior fossa yerleşimli üç patoloji öne çıkar: pilositik astrositom, medulloblastom ve ependimom. Her biri farklı davranır, farklı tedavi gerektirir ve farklı bir seyir izler. Bunların yanında epidermoid tümör, dermoid tümör, schwannom, koroid pleksus papillomu ve atipik teratoid/rabdoid tümör (AT/RT) gibi daha nadir görülen tümörler de bu bölgede karşımıza çıkabilir.
Beyincik denge, koordinasyon ve hareketin uyumundan sorumludur; bu nedenle belirtiler genellikle bu işlevlerle ilgilidir. Tümör büyüdükçe beyin içi basınç artışına bağlı daha genel bulgular da eklenir.
Baş ağrısı, sabah kusması ve denge bozukluğunun birlikte görülmesi önemli bir uyarı işaretidir ve gecikmeden bir beyin cerrahisi değerlendirmesi gerektirir.
Kontrastlı beyin MR'ı ile tümörün yeri, boyutu ve beyin omurilik sıvısı akışı üzerindeki etkisi (hidrosefali olup olmadığı) değerlendirilir. Kesin tanı, ameliyat sırasında alınan dokunun patolojik incelemesiyle konur.
Posterior fossa tümörleri kendiliğinden küçülmez; beklemek tümörün büyümesine ve beyin sapına baskının artmasına yol açar. Bu nedenle cerrahi bir tercih değil, standart ve tartışmasız ilk adımdır.
Büyük tümörler, beyin omurilik sıvısının geçtiği dar bir bölgeyi tıkayarak hidrosefaliye yol açabilir. Çoğu çocukta tümör çıkarıldığında sıvı yolu kendiliğinden açılır ve ek bir işleme gerek kalmaz. Hayatı tehdit edecek derecede hidrosefali varsa, önce geçici bir drenaj kateteri ile fazla sıvı boşaltılır, tümör çıkarılır ve kateter birkaç gün içinde çekilir; kalıcı şant öncelikli bir yaklaşım olarak tercih edilmez, sadece tümör çıkarıldıktan sonra sıvı akımı toparlamazsa gündeme gelir.
Patoloji sonucu, ameliyat sonrası tedavi planını belirler. Pilositik astrositomda, tam çıkarım sonrası genellikle ek tedaviye gerek kalmaz. Medulloblastomda, ameliyatı radyoterapi ve kemoterapi izler; ilk ameliyatın kalitesi sonraki tüm tedavilerin başarısını belirler. Ependimomda, tam çıkarım sonrası radyoterapi eklenir. Medulloblastom ve ependimomda, tümörün moleküler alt tipinin belirlenmesi de tedavi yoğunluğunun kişiye özel planlanmasında önemli rol oynar.
Pediatrik posterior fossa tümörlerinde kararın nasıl verildiğini ve tipik bir tedavi sürecinin nasıl işlediğini inceleyin.
Kontrastlı beyin MR'ı ile tümörün yeri, boyutu ve hidrosefali varlığı değerlendirilir.
Hidrosefalinin ağırlığı, ameliyatın ne kadar hızlı yapılması gerektiğini belirler. Detayları görmek için bir profile dokunun.
Ameliyat sonrası patoloji sonucu, izleyecek tedaviyi belirler. Detayları görmek için bir profile dokunun.
Düzenli MR takibi ile tümörün kontrol altında olduğuna emin olunur.
Görüntüleme, laboratuvar tetkikleri, anestezi onayı ve ameliyat planlaması yapılır.
Gerekirse önce bir drenaj kateteri yerleştirilir, ardından tümör çıkarılır. Ameliyat sonrası hasta yakın takip amacıyla yoğun bakımda izlenir.
Nörolojik muayene tekrarlanır. Bu dönemde geçici denge, koordinasyon bozukluğu veya konuşmada yavaşlama (serebellar mutizm) görülebilir; bu durum genellikle kendiliğinden düzelir.
Sıvı yolu kendiliğinden açıldıysa ve hidrosefali gerilediyse, geçici drenaj kateteri çekilir.
Yara iyileşmesi ve nörolojik durum stabil olduğunda hasta taburcu edilir.
Patoloji sonucu netleşir; medulloblastom veya ependimom tanısında radyoterapi (gerekirse kemoterapi) planı radyasyon onkolojisi ve tıbbi onkoloji ile birlikte oluşturulur.
Kontrol MR'ı ve nörolojik muayene ile iyileşme değerlendirilir; konuşma ve denge bulguları bu dönemde büyük ölçüde düzelmiş olur.
Tipik, komplikasyonsuz bir vaka için gösterilmiştir. Kişiye göre tedavi süreci değişebilir.